Nükleer ile Hayat, Hayatta Nükleer Olmaz !

Çernobil; insanlık tarihinin gördüğü en büyük nükleer kazalardan birisiydi . 26 Nisan sabahı her yere radyoaktif radyasyon yağıyordu. Radyasyon yağmur olup topraklarımıza akarken Bakanlarımız bize “Tehlike yoktur çayı için, fındığı da yiyin” diyordu.

32 yıl önce meydana gelmiş olmasına rağmen bugün hala etkileri devam eden Çernobil Nükleer Felaketi nedeniyle açığa çıkan radyasyonun önümüzdeki 50 yıl içinde 40 bin yeni kanser vakasının nedeni olacağını da söylüyor.

Fukuşima felaketi yaklaşık 7 yıl önce oldu ama halen onun da etkileri devam ediyor. Fukushima felaketi, güvenli nükleer santral sözünün koca bir yalan olduğunu çok açık bir şekilde gösterdi. Tüm Dünya artık nükleer santralın bir tehdit olduğunu söylüyor.

Onca zaman geçmiş olmasına rağmen Japonya'nın Dai ichi Nükleer Santralindeki reaktörlerin soğutma işlemleri halen devam ediyor, radyoaktif kirliliğe bulaşan soğutma suyunu depolamaya tank yetişmiyor, biriktirilen radyoaktif suyun miktarının 800 bin tona ulaşması ve depolanacak yer kalmaması üzerine belli aralıklarla denize boşaltım yapılıyor, buna ilaveten tanklarda biriktirilen radyoaktif suyun her gün 300 tonu denize sızıyor. Toplanan radyoaktif atıkların muhafazası için 300 metre derinlikte kalıcı depo yapılması planlanıyor, 100 yıl kullanılması düşünülen bu deponun 100 bin yıl kapalı tutulması öngörülüyor.

Sinop Fukuşima, Akkuyu Çernobil Olmasın!

Akkuyu Nükleer Santral projesi otuz yıldır gündemde. Nisan ayı içerisinde büyük bir gövde gösterisiyle temeli atılan Akkuyu’nun müteahhit ve işletmeci firması Çernobil’in müteahhit ve işletmeci firması ile aynı Rosatom firmasıdır.

Sadece küçük birkaç örnek bile Sinop’ta yapılacak nükleer santralin etkisini göstermeye yetiyor: Santralda kullanılacak günlük soğutma suyu nedeniyle her gün 28 milyon metreküp Karadeniz suyu "zehirlenecek". Karadeniz’in çevresini ve canlıları siz düşünün. Santrala verilen alım garantisi fiyatı Türkiye`de ortalama elektrik fiyatından daha pahalı. Bu santralın en az 6 yıl süreceği öngörülen inşaat süresince milyonlarca ton çimento üretiminden ve diğer iş makinelerinden çıkacak sera gazları, toz, gürültü, titreşim ve tüm kirletici unsurların Sinop kent merkezi ve 30 km çaplı alanda bulunan karasal ve sucul yaşam alanlarına etkisi hesaplanamamaktadır.

Türkiye`nin henüz nükleer santralı yokken İstanbul İkitelli`de 1999`da meydana gelen olayla "dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası" listesine girmeyi başarmış bir ülke olduğumuzu da unutmamak gerekiyor.

Nükleer santral kazası tüm insanlık için büyük bir felaket peki ya atıkları?

Bertaraf edilemeyen atıklarıyla patlamasalar da nükleer santraller insan ve doğadaki tüm diğer canlılar için büyük tehlike.

Bu tehlikeleri göze almamız bir zorunluluk mu? Başka bir yol yok mu?

Nükleer atıklarla dolu bir dünya yaratmakta ki amaç ne?

Katı radyoaktif atıklar geçici olarak depolanacak, ne kadar süreyle, nerede, daha sonra ne yapılacak? Bu gibi sorulara tatmin edici yanıt verilemez, çünkü nükleer santral atıklarının bertarafı konusunda halen bir çözüm bulunulabilmiş değil. Atıklar dağların içine saklanmaya çalışılıyor, bu da çok pahalı; o yüzden atıklar serseri mayınlar gibi dünyada dolaşıyor. Gaziemir'de ortaya çıkan nükleer yakıt çubuklarından kaynaklanan kirlenme bunun en yakın örneği.

Avrupa yüzünü yenilenebilir enerjiye çevirmeye başlarken, Akkuyu ve Sinop Nükleer santral projeleri tamamlanırsa Türkiye'de 8 nükleer reaktör inşa edilmiş olacak!

Hükümetler tüm yaşamı tehdit eden nükleer santraller kurmayı bırakmalıdır, yenilenebilir enerjilere yönelmelidirler.

Nükleer ile Hayat, Hayatta Nükleer Olmaz !