Su Meta Değildir ve Kapitalizmin Kar Hırsına Terk Edilemez!

22/03/2018

Birleşmiş Milletler 22 Mart’ı  Dünya Su Günü olarak ilan etmiştir. Yiyecek olmadan haftalarca hayatta kalabiliriz ama su olmadan bir gün bile yaşaması çok zor. Şu an musluklarımızdan su akması gibi bir ayrıcalığa sahibiz ya gelecekte?

Dünya yüzeyinin yüzde 70’i suyla kaplı olmasına rağmen, su, özellikle de içme suyu düşünüldüğü kadar bol değil. Dünya su rezervinin sadece yüzde 3’ü tatlı su.

Birleşmiş Milletler dünyada kırsal bölgelerde yaşayanların yalnızca %42’sinin suya erişiminin olduğunu belirtiyor. Bir milyarı aşkın kişi temiz içme suyuna ulaşamıyor ve 2,7 milyar kişi yılın en az bir ayında su sıkıntısı çekiyor.

Bu insanlar için, suya erişmek büyük bir çaba ve beceri gerektiriyor. Örneğin, Etiyopya’daki Hamar’da insanlar en yakın kuyuya ulaşmak için kavurucu sıcak altında uzun, meşakkatli bir yolu yürümek zorundalar.

Günümüzde insan hakları tartışmasına eklenen yeni bir boyut su hakkı konusudur. Su insan yaşamının sürmesi için zorunlu unsurlardan biridir. Bu nedenle öncelikle yaşam hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak su hakkının ayrı bir insan hakkı olarak kabul edilme çabaları yakın zamanlarda ortaya çıkmıştır. Öyle ki Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi 2002 yılında su hakkını kabul etmiştir.

Su, Tüm Canlılara Ait Doğal Bir Varlıktır

Musluklardan içilebilir nitelikte suyun temel insan ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda ücretsiz verilmesi, bu miktarın aşılması durumunda tarifelendirmeye gidilmesi kamusal bir hizmet olarak su hakkı açısından her geçen gün daha önemli bir talep haline geliyor. Çünkü ancak bu sayede su tasarrufu sağlanıp hem sosyal adalet tesis edilmiş olur hem de işçiler çıkarına bir su politikası uygulanabilir. Özelleştirmelerden sonra Dünya Bankası raporları bile su hizmetlerinin kamu tarafından daha iyi verildiğini söylemektedir

Dünyada altyapı hizmetleri vatandaşlara su götürme maliyetinin %75’ini oluşturuyor. Kamunun bu görevi yerine getirememesi, her zaman artan fiyatlar, ödeme gücü olmayanların sularının kesilmesi ve şiddetli işgücü kesintileriyle sonuçlanıyor.

Ancak günümüzde hakim olan neoliberal belediyecilik anlayışı kaliteli ve içilebilir nitelikte su hizmeti sağlamak konusunda gereken altyapı yatırımlarını yapmayarak içilebilir su sağlama işini ambalajlı su şirketlerine terk etmiş durumda. Dünya genelinde yapılan araştırmalar suyun özelleştirilmesi eğiliminin güç kaybettiğini gösteriyor. Toplumsal olarak kabul edilebilir maliyette temiz bir suya erişim beklentisiyle su şirketlerine 20 yıl ya da daha fazla süreli imtiyazlar tanıyan pek çok şehir, sözleşmeleri sonlandırmayı ve şehirlerdeki su tedarik hizmetlerini kamu kontrolüne devretmeyi seçiyor.

Ülkede belediyeler su ve hıfzıssıhha hizmetlerinden de kâr elde edebilecekleri bir faturalandırma yöntemi uyguluyorlar. Belediyelerin gelir kalemine dönüşen su hizmetleri, su faturalarının sürekli olarak artmasına yol açıyor. Büyükşehir Belediye Yasası su hizmetlerinin tam maliyet prensibi ile yapılmasını zorunlu kılıyor hatta fiyatlandırmada belediyeye kaynak sağlaması açısından üzerine kâr da konulmasına izin veriyor. Bu belediyecilik anlayışı hem su varlıklarının kirlenmesi ve tükenmesine hem de sosyal adaletsizliğin büyümesine neden oluyor.

Su Kıtlığı Yaşamamız Uzak Değil İstanbul İse Tehlikede

Yakın zamanda Güney Afrika’nın Cape Town şehrinin suyunun Nisan ayında biteceği ilan edilmişti. İnsanlık tarihinde ilk kez bir büyük kent susuz kalacağını ilan ederek olağanüstü tedbirlere başvuracağını açıklamıştı. Şimdi de Çin’in başkenti Pekin’den susuzluk haberleri geliyor. Pekin’in kendi su varlıklarının %40’ı sanayi atıkları nedeniyle kullanılamayacak kadar kirlenmiş durumda. Çin’in dünyanın en büyük kapitalist ekonomisi olma yönünde attığı adımların ekolojik bir felakete yol açması kaçınılmaz gözüküyor. Ancak Cape Town yalnız değil, çünkü aralarında İstanbul’un da bulunduğu 11 büyük kent uzmanların su kıtlığı uyarısı yaptığı yerler arasında.

Ülkede, hükümetin resmi verilerine göre, ülke kişi başına düşen içme suyu miktarının 1.700 metreküpün altına indiği 2016’dan bu yana teknik olarak su stresi yaşıyor. Yerel uzmanlar durumun 2030 itibarıyla kötüleşip, su kıtlığı yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.