10 Aralık: İnsanlık Onurunun Hakkını Verenlerin Günü

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi bundan 75 yıl önce Paris’te imzalandı. Daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 10 Aralık gününü “İnsan Hakları Günü” olarak ilan etti. Barış, demokrasi ve insan haklarına dayalı bir düzen kurmak amacıyla inşa edilen Birleşmiş Milletler, bugün bu hedeflerin çok gerisinde, insan haklarına dayalı bir uluslararası düzenin ise fersah fersah uzağındadır. Savaşlar, mülteci krizleri ve dünyadaki yoksulluğa baktığımızda BM’nin etkin ve dönüştürücü bir gücü olmadığı maalesef görülüyor. Güçlü kapitalist devletler ve çıkarları insan hak ve özgürlüklerini tırpanlamaya devam ediyor.

Hak ve özgürlüklerimizi için bir referans noktası olan Evrensel Bildirgeyi, imza edilişinden 1 yıl sonra Türkiye de imzaladı; ancak hak ihlalleri geçmişte de şimdi de hiç azalmadı. Bildirgede yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzen bugün hâlâ kurulamadığı gibi en temel insan hakları olan yaşama hakkı, beslenme ve barınma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı, kanun önünde eşit olma hakkı, genel oy hakkı, protesto hakkı, eğitim ve sağlık hakkı otoriter ve baskıcı yönetimlerle sürekli geriye gitti.

İnsanın ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini ve mezhebi, inancı, etnik kimliği, politik görüşü, vicdani ve felsefi kanaati ne olursa olsun insan olmaktan gelen hakları ve dokunulmazlıkları olduğu fikri, bugün bütün dünyada ve ülkemizde yönetimler tarafından maalesef içselleştirilememiştir.

Irkçı, ayrımcı, ötekileştirici, kutuplaştırıcı eylem ve söylemlerle insanlığı insana yaraşır yaşam standartlarının dışına sürükleyen anlayışlar; insana, hayvanlara ve doğaya verdikleri zararlarla savaşları, çatışmaları, hastalıkları ve doğal afetleri tetikleyerek çürümeyi hızlandırmaya, insan için dünyayı daha yaşanılmaz bir yere dönüştürmeye devam ediyor. Kapitalizmin, insan emeğini sömüren doğası gereği dayattığı yaşam koşulları, insan onurunu hiçe saymaya yoksulluğun türlü halleriyle yoksunluğu olağanlaştırmaya çalışıyor.

Bugün Türkiye’de ötekileştirilen ayrımcılığa uğrayan tüm toplum kesimlerinin yaşadığı ciddi hak ihlalleri ve yaşatılan güvensizlik/güvencesizlik her geçen gün derinleşiyor. Kadınlar, çocuklar, engelliler yok sayılıyor; nefret söylemiyle boğulmaya çalışılan bütün sesler ve renkler griye boyanmak, tek tipleştirilmek isteniyor.

Diğer yandan çocuklar ve kadınlara yönelik saldırılar da hız kesmeden devam ediyor. Çocuğun cinsel sömürüsü ve istismarına, kadınlara şiddete gerekçeler üretilmeye çalışılıyor. Çocukların ve kadınların yaşamını karartan, temel haklarını gasp eden, istismar ve şiddeti kabul edilebilir gören zihniyetlerin varlık gösterdiği bu ülkede insan onurunu korumak için mücadele etmek zorunluluktur.

Yaşanan tüm bu olumsuzluklara karşın, dünyanın her yerinde halklar, özgürlük, adalet, eşitlik ve insan hakları talepleriyle itirazlarını yükseltiyor; insanlık onuruna sahip çıkıyor. İktidarlar bu itiraz seslerini susturmak için şiddet ve baskıyı artırsa da insanlık onuru için mücadele edenler geri adım atmıyor.

Yaşı, dili, dini, cinsiyeti ne olursa olsun insan haklarıyla insandır ve başta çocukların yaşanabilir, güvenli bir dünyaya kavuşabilmesi için çaba sarf etmek zorundayız. Biz, ülkemizin her türlü ayrımcılığı yasaklayan, temel hak ve özgürlükleri benimseyen, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını tanıyan, sendikal haklarının önündeki engelleri ortadan kaldırıp örgütlenme ve düşünceyi ifade etme özgürlüğünü güvence altına alan bir yapıya kavuşması için kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bu Kategoride