18 Eylül Eşit Değerde İşe Eşit Ücret Günü: Talebimiz Sadece Eşit Ücret Değil, Eşit Değer de!

18 Eylül Uluslararası Eşit Değerde İşe Eşit Ücret Günü, kadınların çalışma yaşamında karşı karşıya kaldığı eşitsizlikleri yalnızca ücret bordrolarındaki farklar üzerinden değil, bu farkları üreten çalışma düzeni üzerinden tartışmak için önemli bir gündür. Eşit değerde işe eşit ücret, aynı işi yapan kadın ve erkek işçilerin aynı ücreti alması gerekliliğinin ötesinde; farklı işler yapan kadın ve erkeklerin, yaptıkları işin niteliği, sorumluluğu, gerektirdiği beceri ve çalışma koşulları bakımından eşdeğer olması durumunda eşit ücretlendirilmesini ifade eder.

Eşit değerde işe eşit ücret, yalnızca aynı işi yapan kadın ve erkeklerin eşit ücret alması değil, tüm işlerin gerçek değerinin toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde değerlendirilmesi ve kadın emeğinin değersizleştirilmesine son verilmesi anlamına gelir. Eşit ücret; toplu pazarlık, sendikal örgütlenme, güvenceli çalışma ve adil ücret politikaları yoluyla güvence altına alınması gereken temel bir emek hakkıdır.

18 Eylül, kadın emeğinin değersizleştirilmesine karşı örgütlü mücadeleyi büyütmenin ve eşit değerde işe eşit ücret talebini yükseltmenin günüdür!

Dünya genelinde kadınların erkeklerden ortalama yaklaşık beşte bir daha az kazandığı düşünüldüğünde, 18 Eylül bize kadın emeğinin değersizleştirilmesine karşı örgütlü mücadelenin ve eşit değerde işe eşit ücret ilkesinin yaşama geçirilmesinin hayati önemini bir kez daha vurguluyor.

Türkiye’de Durum

ILO’nun temel sözleşmelerinden biri olan 100 No.lu Eşit Değerde İşe Eşit Ücret, temel bir insan hakkı ve temel bir çalışma standardı olarak Türkiye tarafından da imzalanmıştır. Ayrıca, başta Anayasa’nın 10. Maddesinde kanun önünde eşitlik ilkesinin yer almasına; İş Kanunu’nun 5. maddesinin 4. fıkrasında “aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz” hükmüne; “tazminatlar da dahil eşit ücret alma ve eşit değerde yapılan işe karşı eşit muamele görme ile birlikte işin niteliğinin değerlendirilmesinde eşit muamele görme hakkı”nın yer aldığı BM’nin Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)’ni tanımasına rağmen cinsiyete dayalı ücret farkı dünyanın her ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de belirgin bir şekilde görülmeye devam ediyor.

TÜİK’in 2023 Kazanç Yapısı İstatistikleri’ne göre kadınların ortalama brüt kazancı erkeklerin kazancından yüzde 7,8 daha düşüktür ve eğitim ve meslek gruplarına göre farkın önemli ölçüde büyüdüğü görülmektedir. Örneğin yükseköğretim mezunlarında cinsiyetler arası kazanç farkı yüzde 17,9, profesyonel mesleklerde yüzde 21,7, teknisyen ve teknikerlerde yüzde 22,9, sanatkâr ve ilgili işlerde ise yüzde 23,5 düzeyindedir.

Eşitsizlik Çok Boyutlu

Kuşkusuz kadınların çalışırken yaşadığı eşitsizlikler ve sorunlar yalnızca ücret farkıyla sınırlı değildir. Kadınlar istihdama katılım ve işe erişimden güvenceli çalışmaya, terfi ve kariyer olanaklarından karar alma mekanizmalarına katılıma kadar çalışma yaşamının pek çok alanında ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. Ücretsiz bakım ve ev emeğinin kadınların omuzlarında olması, kayıt dışı ve güvencesiz çalışma, işyerinde mobbing ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de bu eşitsizliği derinleştirmektedir.

2026 yılı Haziran verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 35,4 iken erkeklerde bu oran yüzde 70,7’dir. Sendikamızın Araştırma Dairesinin 2026 Kadın Emeği Raporu da çalışma çağındaki kadınların yüzde 64’ünün işgücüne dahil olamadığını ve istihdam edilen her 10 kadından yaklaşık 3’ünün kayıt dışı çalıştığını ortaya koymaktadır.

Diğer yandan TÜİK’in 2025 Zaman Kullanım Araştırması eşitsizliğin diğer boyutlarına odaklanıyor: Kadınlar hanehalkı ve aile bakımına günde ortalama 4 saat 3 dakika ayırırken erkeklerde bu süre yalnızca 58 dakikadır. Ücretli çalışan kadınlar dahi günde ortalama 2 saat 38 dakikalarını hane ve bakım işlerine ayırırken çalışan erkeklerde bu süre 47 dakikadır.

Belediye İşçileri

Tüm bu sorunlar etrafında belediyelerdeki kadın işçilerin emeği üzerinden eşit ücret tartışmasını büyütmek özel bir önem taşımaktadır. Belediyelerin temizlikten sosyal hizmetlere, bakım hizmetlerinden kreşlere kadar kent yaşamının sürdürülmesi için yürüttüğü pek çok hizmet, kadın emeğinin yoğun olduğu alanları kapsamaktadır. Bu hizmetleri üreten işçilerin emeğinin görünmez hale getirilmesi aynı zamanda gündelik yaşamı sürdüren emeğin değersizleştirilmesidir. Eşit değerde işe eşit ücret ilkesi, belediye hizmetlerinde de işlerin toplumsal cinsiyete dayalı kalıplardan arındırılmış, nesnel ölçütlerle değerlendirilmesini ve ücretlerin bu temelde belirlenmesini gerektirir.

Genel-İş olarak biliyoruz ki kadın emeğinin görünür olmadığı, bakım yükünün kadınların omuzlarına bırakıldığı, kadınların yoğun olduğu işlerin düşük ücretlendirildiği bir çalışma yaşamında gerçek bir eşitlikten söz edilemez. Mücadelemiz; kadın emeğinin değersizleştirilmesine, güvencesizliğe, kayıt dışılığa, ayrımcılığa ve kadınların ücretsiz bakım emeğine mahkûm edilmesine karşıdır.

Ücret eşitliği bireysel bir hak arama meselesi değildir. Ücretlerin nasıl belirlendiğinin şeffaf olması, toplu iş sözleşmelerinde eşitlikçi ücret politikalarının kurulması, kadınların sendikal örgütlenmesinin güçlendirilmesi ve kadınların yoğun olduğu işlerin gerçek değerinin toplu pazarlık süreçlerinde görünür kılınması gerekir.

18 Eylül’de bir kez daha söylüyoruz: Kadın emeğinin değersizleştirilmesine son verilmesi, ücretlerin şeffaf ve adil biçimde belirlenmesi ve eşit değerde işe eşit ücret ilkesinin tüm çalışma yaşamında hayata geçirilmesi için örgütlü mücadelemizi büyüteceğiz. Çünkü eşitlik bir lütuf değil, haktır; eşit ücret ise bu hakkın ayrılmaz parçasıdır.

*Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UN Women), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ile birçok hükümet, işçi ve işveren örgütleri, uzman kuruluşların katılımıyla “Uluslararası Eşit Ücret Koalisyonu” kurmuş ve 18 Eylül’ü “Uluslararası Eşit Ücret Günü” olarak belirlemiştir.

Bu Kategoride