
Halihazırda Fransa’da yaklaşık her altı kamu çalışanından birinin gösterge ücreti asgari ücretin altında kalmış durumdadır. Yıllardır dondurulan ücretler, emeklilerin yerine yeni işçi alınmaması ve kamu hizmetlerinde büyüyen insan kaynağı açığı, hizmet üretimini durma noktasına getirmiştir.
Bu tablo karşısında kamu çalışanları 29 Eylül’de ülke çapında greve çıkmış ve gösteriler düzenlemiştir. Yerel ve bölgesel yönetimler ile su ve sanitasyon hizmetleri de eylemlere katılmıştır. 8 Ekim için yeni grev ve gösteriler de planlanmıştır.
Avrupa’da sonbahara girerken yaşananlar da Fransa’dan farklı değildir:
8 Eylül’de Hollanda’da belediye, il idareleri, su idaresi, güvenlik, merkezi yönetim ve üniversitelerden binlerce çalışan Lahey’de bir araya geldi. FNV kaynaklarına göre 4 bini aşkın kişi işsizlik ve iş göremezlik sigortaları, emeklilik ve evde bakım alanındaki milyarlarca avroluk kesintilere karşı bu eylemde yerini aldı. Merkezi yönetim temizlik işçileri greve giderken ertesi gün toplu taşımada da iş bırakıldı.
26 Eylül’de Almanya’da ise DGB ve üye sendikalarının çağrısıyla 15 kentte yaklaşık 175 bin kişi güvenli istihdam, daha iyi çalışma koşulları, güçlü sosyal devlet ve emeklilik hakları için sokağa çıktı. Bu bir grev değildi. Ancak Avrupa kamu hizmetlerinde büyüyen toplumsal hareketliliğin bir göstergesi olarak kaydedildi. DGB, sağlık ve bakım hizmetlerinin dayanışmacı biçimde finanse edilmesini, çalışma sürelerinin uzatılmamasını ve ücretlerin satın alma gücünü korumasını talep etti.
Grev Takvimi Yoğunlaşıyor
Ekim ayıyla birlikte takvim daha da yoğunlaşıyor. Yunanistan’da ADEDY, 1 Ekim için ülke çapında kamu sektörü eylemi çağrısı yaparken ay içinde mücadeleyi grevlerle tırmandıracağını duyurmuştur. Belçika’da 9 Ekim’de ulusal eylem, 12 Ekim’de ise ülke çapında kamu hizmetleri grevi planlanmış; İrlanda’da 30 Eylül’de yapılan eylemleri ise 14 ve 21 Ekim’de ülke çapındaki grevler izleyecek.
İrlanda örneğinde ücret ile hayat pahalılığı arasındaki ilişki özellikle belirgin görünüyor. Forsa üyelerinin %96’dan fazlası greve kadar uzanan eylem sürecine destek verirken; sendikalar, yeni kamu sektörü ücret anlaşmasının işçilerin yaşam standartlarını hayat pahalılığı karşısında korumasını talep ediyor. Hollanda’da sosyal güvenliğin, Almanya’da sağlık, bakım ve emekliliğin, Fransa’da ise ücretler, işçi sayısı ve kamu hizmetlerinin finansmanının öne çıkması, farklı ülkelerdeki uyuşmazlıkların ücret pazarlığının sınırlarını aşarak sosyal devletin nasıl finanse edileceği tartışmasına bağlandığını gösteriyor.
Bu eylemlerin tümü aynı nedenden kaynaklanmıyor ve aynı biçimde gerçekleşmiyor. Ancak ücretlerdeki kayıplar, hayat pahalılığı, çalışan yetersizliği, artan iş yükü, sosyal güvenlik sistemlerinde kesintiler ve kamu hizmetlerinin finansmanı ortak başlıklar olarak belirginleşiyor.
Saraybosna’da 28 – 29 Eylül tarihlerinde aralarında sendikamız GENEL-İŞ’in de bulunduğu 27 ülkeden 40 sendikanın katılımıyla gerçekleştirilen EPSU Yerel ve Bölgesel Yönetimler Pan-Avrupa Konferansı da Hollanda, Almanya, Fransa, Yunanistan, Belçika ve İrlanda’daki eylemleri aynı dayanışma metninde yan yana getirmiştir. Deklarasyon, merkezi hükümetlerin bütçe ve kemer sıkma baskısını belediye ve bölgelere aktardığını, bunun hem hizmetlerin niteliğine hem de çalışanların ücret ve çalışma koşullarına yansıdığını vurgulamıştır.
Acil Durum İlanı
Kuşkusuz yakın zamandaki bu grevler bir anda ortaya çıkmış gelişmeler değildir. EPSU, 23 Haziran Birleşmiş Milletler Kamu Hizmetleri Günü vesilesiyle Avrupa çapında “Kamu Hizmetleri Acil Durumu” çağrısı yapmıştı. Çağrıda yıllardır süren yetersiz yatırım, istihdam açığı, artan iş yükü, düşük ücretler, dış kaynak kullanımı ve kamu hizmetlerine yönelik siyasi baskıların pek çok sektörü kırılma noktasına taşıdığı belirtilmişti. Belediyeler ve yerel hizmetlerdeki işçi sayısının yetersizliği ve az bütçelerle temel hizmetleri sürdürmeye çalıştığı, sağlık ve bakım hizmetlerinde ise çalışan işçi sayısının giderek tehlikeli boyutlara ulaştığı kaydedilmiştir.
Sağlık, bakım, eğitim, ulaşım, su, atık yönetimi ve yerel hizmetlerin niteliği ile bu hizmetleri üretenlerin çalışma koşulları aynı denklemin parçalarıdır. EPSU’nun çağrısı bu nedenle daha yüksek ücret, daha fazla işçi ve acil kamu yatırımı talebini birlikte öne çıkarmaktadır.
EPSU’nun Mayıs 2025’te yayımladığı Kamu Hizmetleri Gündemi belgesi de kemer sıkma yerine yatırım yapılmasını, özelleştirme ve ticarileştirmeye son verilmesini, adil ücret ve çalışma koşullarını, toplu pazarlığın güçlendirilmesini, yeterli kalifiye işçi sayısını ve grev hakkının korunmasını temel talepler arasında sıralıyor.
Kemer Sıkma Değil Yatırım
EPSU’nun yaklaşımı yalnızca kamu hizmetleri sendikaları federasyonunun kendi programıyla sınırlı değildir. ETUC İcra Kurulu’nun Mart 2026’da kabul ettiği “Kamu Hizmetleri Kararı” da 2008 krizinin ardından uygulanan kemer sıkma politikalarının Avrupa kamu hizmetlerinde yarattığı işçi ve memur sıkıntısı, çalışma koşulları ve hizmet niteliği sorunlarının halen aşılamadığını belirtiyor. ETUC, Avrupa’nın sosyal altyapısındaki yıllık yatırım açığının 200 milyar avroyu geçtiğini, bunun 120 milyar avrodan fazlasının sağlık alanında bulunduğunu kaydediyor. Kararda daha yüksek ücretler, kitlesel işçi-memur alımı, güçlü toplu pazarlık ve kamu hizmetlerinde grev hakkının korunması da ortak hedefler arasında yer alıyor. ETUC’a göre, kamu hizmetlerinin yetersiz finansmanı hizmet niteliğini ve erişilebilirliğini geriletirken işçi sayısı açıklarını ve ağırlaşan çalışma koşullarını da kalıcı hale getiriyor.
Öte yandan Kamu Hizmetleri Enternasyonali’nin (PSI) geçtiğimiz ay Madrid’de düzenlediği Kamu Hizmetlerinde Karşı Mücadele Konferansı’nda, farklı ülkelerde yaşanan saldırıların birbirinden bağımsız olmadığı vurgulanırken sendikal örgütlenme kapasitesinin ve sınır ötesi dayanışmanın güçlendirilmesi tartışılmıştır. PSI Genel Sekreter Yardımcısı Lina Jamoul, konferansın amacını ortak örüntüleri görmek ve bunlara karşı uluslararası stratejiler geliştirmek olarak tanımlamıştı.
Avrupa’da bugün yaşananlar tek merkezden örgütlenmiş bir genel grev de değildir. Ülkelerin çalışma ilişkileri sistemleri, kamu hizmetlerinin yapısı ve sendikaların somut talepleri birbirinden farklıdır. Ne var ki, Eylül başından Ekim sonuna uzanan takvimde aynı sorular tekrar tekrar karşımıza çıkıyor: Kamu hizmetleri hangi kaynaklarla sürdürülecek, işçi açığının bedelini kim ödeyecek, ücretler hayat pahalılığı karşısında nasıl korunacak ve sosyal devletin sınırları nerede çizilecek? EPSU Haziran ayında kamu hizmetlerinde acil durum alarmı vermişti bu şimdilerde Avrupa’nın farklı ülkelerinde birbirini izleyen grev ve eylemlerle işyerlerinde ve sokaklarda mücadele gündemine taşınıyor.