
25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ’NDE KADINLAR YAŞAMI, BARIŞI VE ÖZGÜRLÜĞÜ SAVUNUYOR!
“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor,
haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz.”
Maria Teresa Mirabel, 1936
Diktatörlüğe karşı savaşın simgesiydi Mirabel Kardeşler. Onlar, diktatörlüğe karşı yaşamı, özgürlüğü ve adaleti savundukları için 55 yıl önce vahşice tecavüz edilerek katledildiler. Onların bu mücadelesi, kadınlara öncülük etmiş ve 25 Kasım, Mirabel kardeşleri anmak ve kadınlara yönelik şiddetle mücadelenin ve dayanışmanın günü olmuştur.
Aradan bunca yıl geçmesine rağmen, üzerinde yaşadığımız coğrafyada birçok kadın ve kız çocuğu siyasal, ekonomik ve sosyal şiddete maruz kalıyor. Savaşlar en çok kadınları etkiliyor, taciz ve tecavüze uğruyor, köle gibi alınıp satılıyor, yoksulluk ile boğuşuyor, erken yaşta evlendiriliyor, işyerlerinde ayrımcılık ve eşitsizliğe maruz kalıyor, emeği ucuzlaştırılıp değersizleştiriliyor.
Mevcut ekonomik ve siyasal sistem ile desteklenen bu anlayış, hükümet politikaları ile de güçlendiriliyor. Cinsiyetçi politika ve uygulamalar, Hükümet söylemlerine dönüşüyor; “Kadının yeri evidir” ya da “kadın üç çocuk doğurmalıdır” gibi ifadeler ile güçlendirilen cinsiyetçi dil, toplumsal yapıyı etkileyerek mahalle baskısına dönüşüyor. Kadınların yaşadığı eşitsizliklere, şiddete, tacize ve ayrımcılığa karşı AKP Hükümeti, kör, sağır ve dilsizi oynuyor. Bu suçları işleyen erkekler için de cezai yaptırımlar en aza indiriliyor. Öyle ki, taciz suçunu işleyen bir erkeğin mahkemede saygılı duruşu bile cezasında indirim uygulanmasına neden oluyor. Böyle caydırıcılıktan uzak kararlar, erkekleri bu suçları işlemeleri için daha çok cesaretlendiriyor.
Kadının toplumdaki rolünü sadece ‘börek’ yapmasıyla ilişkilendiren ‘bakanlar’, esnek çalışma şekilleriyle kadını eve yönlendirmeye çalışıyor. Ya da ucuz işgücü olarak kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırılıyor. Kayıtlı işlerde çalışan kadınlar ise ayrımcılığa, baskıya ve eşitsizliklere maruz kalıyor. En temel çalışma haklarından olan sendikalaşma hakkından mahrum bırakılıyor, güvenceli iş ve güvenceli gelecek haklarını talep edemiyor.
Böylesi bir ortamda, bugün kadınlar için daha çok mücadeleye ihtiyaç var. Erkek hegemonyasına, savaşa, yoksulluğa, militarizme, şiddete ve ayrımcılığa karşı hayatın her alanında kadın mücadelesini omuz omuza yükselterek başka bir dünya, başka bir toplum talebimizi yüksek sesle haykırarak dayanışma içerisinde olacağız.