Türkiye’de İşçi Sağlığı ve Güvenliği: Sadece Mart Ayında 148 İşçi Hayatını Kaybetti!

Bugün İşçi Sağlığı ve Güvenliği Günü. Türkiye’de bu tarih, yalnızca bir anma günü değil; aynı zamanda sürekli ihmallerin, kanıksanmış denetimsizliğin ve güvencesizliğin yarattığı ağır bir tablonun ifşasıdır.

Mart ayında iş kazalarında en az 148 işçi hayatını kaybetti.

Ocak ayında 155, Şubat ayında ise 129 ölümle birlikte, 2026 yılının ilk üç ayında iş kazaları sonucu hayatını kaybedenlerin toplam sayısı en az 432’ye ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde ise 447 işçi yaşamını yitirmişti. 2025’te ise en az 2 bin 105 işçi çalışırken ölmüştü.

AB’nin resmi istatistik kurumu Eurosat verilerine göre de Avrupa’da en fazla işçi ölümlerinin yaşandığı ülke Türkiye. Türkiye’de her gün ortalama 4-5 işçi, alınmayan önlemler, ertelenen denetimler ve maliyet olarak görülen güvenlik tedbirleri nedeniyle yaşamını yitiriyor. İnşaatlardan madenlere, belediye hizmetlerinden tarıma kadar hemen her işkolunda işçiler, “kader” denilerek normalleştirilen kazalarda yaşamını yitiriyor.

İş cinayetleri kader değildir. Bu ölümler önlenebilir. Her biri, açıkça birer sorumluluk zincirinin sonucudur. Etkin bir denetim mekanizmasının kurulmadığı, işverenlerin yükümlülüklerini yerine getirmediği, taşeronlaştırmanın yaygınlaştırıldığı ve sendikal örgütlenmenin baskı altına alındığı bir düzende işçilerin yaşam hakkı sistematik biçimde ihlal edilmektedir.

Kayıt dışı istihdam, geçici işler, mevsimlik tarım işçiliği ve göçmen emeği; iş cinayetlerinin görünmez ama en yoğun yaşandığı alanlardır. Kadın işçiler ise hem işyerinde hem de ev içi yüklerin kesişiminde, çoğu zaman görünmeyen risklerle karşı karşıya kalmaktadır.

Öte yandan OSGB sistemiyle iş güvenliği hizmetleri bir “satın alma” kalemine indirgenmiş, bağımsızlık ve etkinlik ciddi biçimde zayıflatılmıştır. İş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri, işveren baskısı altında görev yapmak zorunda bırakılırken riskler çoğu zaman raporlara yansıtılamamaktadır.

İşçi sağlığı ve güvenliği sınıfsal bir mücadele alanıdır. İşçilerin sağlık ve güvenliklerine dair mücadelede başarılı olmanın en önemli yolu örgütlülük ve sendikalaşmadır. İş kazalarında hayatını kaybedenlerin sendikasız işyerlerinde yoğunlaşması ise bunun kanıtıdır. Milyonlarca işsiz, kamu kaynakları ve İşsizlik Fonundan yararlanamadığı için kendilerine dayatılan güvensiz iş ve işyerlerinde mecburen çalışıyor. Bu durum sendikalaşmanın, dolayısıyla işçilerin güvenli ortamlarda çalışmasının önündeki en büyük engeldir. Bununla birlikte, işçi sağlığı ve güvenliğinin sadece belirli işyerleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanununun kapsamı ile sınırlı olması da işçinin güvenliğini tehdit etmektedir. İnsanca çalışma, tam zamanlı, kadrolu, iş güvenceli, sosyal güvenlik, örgütlenme, insanca yaşanacak ücret ve emeklilik hakları başta olmak üzere temel sosyal hakların yeterince karşılanmaması işçilerin yaşamını pamuk ipliğine bağlı hale getirmektedir.

28 Nisan dolayısıyla işçilerin sağlığı ve insana yaraşır standartlardaki çalışma koşullarının sağlanması için taleplerimizi bir kez daha yineliyor, bu ölümlerden sorumluluğu bulunanları kafalarını gömdükleri kumdan çıkarıp görevlerini yapmaya çağırıyoruz:

İşyerlerinde sendikal müdahalenin toplumsal bir denetim mekanizması olarak yaşama geçirilmesi hem örgütlenme hem güçlü bir sendikacılık hem de kamusal bir işçi sağlığı ve iş güvenliği için vazgeçilmezdir. Sigortasız ve sendikasız çalıştırma önlenmeli, sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Bütün işçilere insana yakışır standarttaki sosyal güvenlik sağlanmalıdır.

Bilimi, insanı, sağlığı esas alan önlemler alınmalı, işçi sağlığı ve güvenliğinden sorumlu kurumlar gerçek denetimler yapmalı, denetimler sonucunda tespit edilen eksiklikler için etkili ve caydırıcı cezalar uygulanmalıdır.

İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili tedbirlerin alınmasının maliyet olarak görülmesi ve rekabette üstünlük sağlamak adına emeğin korumasız, güvencesiz bırakılması dolayısıyla iş kazası ve meslek hastalıklarının artışına davetiye çıkarmaktadır. Bu nedenle iş teftiş sistemlerindeki yetersizlik ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili alt yapı yetersizlikleri acil giderilmelidir.

Meslek hastalığı tespit süreci, SGK’nın bilim dışı verileriyle değil, tüm vakaların tespitine olanak sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

6331 sayılı İş Sağlığı Kanunu’nda var olan “çalışmaktan kaçınma hakkı” talepleri kabul edilmeli, işyeri koşulları güvenli çalışmaya uygun hale getirilmelidir.

Türkiye’de meslek hastalıklarında teşhis konulabilecek alt yapının olmaması, hekimlerin ve çalışanların bilgisizliği gibi nedenlerden dolayı çok az sayıda tanı konulmaktadır. Ülkemizde meslek hastalığı oranlarının her bin kişide 4-12 arasında olduğu tahmin edilmektedir; fakat hastaların meslek bilgilerini yeterince öğrenmiyor olması, tıp eğitiminde bu konuya yeterince yer verilmemesi büyük sorundur. Ayrıca meslek hastalığı tanısı konulabilecek tıbbi donanımın yetersiz olması, meslek hastalığı tanı sürecinden kaynaklanan güçlükler, sahada gerçek denetimin olmaması, periyodik muayenelerin sahte olması gibi sebeplerle yüz bin kişide sadece üç kişiye meslek hastalığı tanısı konulmaktadır. Bu yetersizlik acilen giderilmeli, bu konudaki formasyonlu iş gücü ve eğitimler artırılmalıdır.

İş sağlığı ve güvenliği mevzuatının çalışan tüm nüfusu kapsamaması, ağır ve tehlikeli işlerde çalışanların ve işverenlerinin gerekli donanım ve eğitimlerden geçmiş olması için uygun denetim mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerekmektedir.

Bu Kategoride