Genel Başkanımız Remzi Çalışkan, Emek Gazetesinin 192. Sayısı için Yazdı: Emeğin Hakları, Gelirde Adalet ve Demokrasi Mücadelesi

Türkiye’de işçi sınıfı, demokratik, ekonomik ve sosyal haklarının yanı sıra başta sendikal örgütlenme özgürlüğü olmak üzere pek çok ciddi sorunla karşı karşıyadır. Hayat pahalılığı, düşük ücretler, adaletsiz vergi sistemi ve güvencesiz çalışma koşulları milyonlarca emekçinin yaşamını giderek zorlaştırırken sendikal hakların kullanımını sınırlandıran düzenlemeler örgütlü mücadelemizin önüne yeni engeller çıkarmaktadır.

Kuşkusuz birbirinden bağımsız değerlendirilemeyecek olan bu sorunlar giderek derinleşirken çözüm üretmeye yönelik çabanın kolektif hale gelmesi gerekir. Emeğin ekonomik haklarıyla demokratik hakları arasında doğrudan bir ilişki vardır. İşçilerin örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının zayıflatılması, aynı zamanda gelir dağılımındaki eşitsizliklerin derinleşmesine yol açarken hukukun üstünlüğünün ve demokratik güvencelerin zedelendiği koşullarda kazanılmış hakların korunması her geçen gün daha da güçleşmektedir.

Son dönemde işkolumuza yönelik, özelde de belediye işçilerinin örgütlenme hakkına yönelik bir dizi olumsuz idari düzenleme ile karşı karşıya kalıyoruz. Bunun ilk adımı 2024 Cumhurbaşkanlığı seçiminden birkaç gün öncesinde işkolları yönetmeliğinde yapılan değişiklikle belediye şirketlerine getirilen özel istisna olmuştu. Yönetmelikte yapılan Kanuna açıkça aykırı olan kimi değişiklikler yapılan itirazlar sonrasında Bakanlık tarafından iptal edildi. Diğer düzenlemenin iptali için açtığımız dava ise Danıştay’da beklemektedir. Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından bir genelge yayımlanmış; belediye işverenlerine, belediye şirketlerinde güvenlik görevlisi olarak çalışan üyelerimizin, “savunma ve güvenlik” işkoluna geçirilmesi talimatı verilmişti. Bakanlığın bu yetkisiz ve hukuksuz işlemine ilişkin açmış olduğumuz dava da Yargıtay tarafından iptal edilmiş, haklılığımız onanmıştır. Son olarak belediyelerin asli işlerinden biri olan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 22 Ağustos 2026 tarihinde yapılan İşkolları Yönetmeliği değişikliğiyle belediyelerin yetki ve imtiyazı altında şehir içi toplu taşıma hizmeti veren belediye şirketlerinin faaliyetleri, yıllardır içinde yer aldıkları genel işler işkolundan alınarak taşımacılık işkolu kapsamında düzenlenmiştir. Belediyelerin asli kamu hizmetlerinden biri olan bu hizmeti on yıllardır kendi belediye şirketleri eliyle sürdürürken yapılan bu değişiklikler en basit ifadeyle sendikal hak ve özgürlüklere müdahaledir.

Belediye hizmetlerinin genel işler işkolunda değerlendirilmesi, uzun yıllardır yerleşmiş sendikal örgütlenme yapısının ve yargı kararlarının dayandığı bir uygulamadır. Belediye şirketlerinin ticaret hukuku bakımından şirket niteliği taşıması, yerine getirdikleri hizmetin kamusal niteliğini ortadan kaldırmaz. Şehir içi toplu taşıma da kamu hizmetidir. Sendikamız, bu düzenlemenin mevcut örgütlülüğümüzü, sendikal yetki süreçlerini ve toplu iş sözleşmesi düzenini olumsuz etkileyebileceğini; belediye hizmetlerinin bütünlüğünü ve işçilerin kazanılmış haklarını tehdit ettiğini değerlendirmektedir. Bu nedenle düzenlemeye karşı hukuki ve sendikal mücadelemizi sürdürecek, Danıştay’a iptal ve yürütmenin durdurulması için başvuru yapacağız.

Mesele yalnızca teknik bir işkolu sınıflandırmasından ibaret değildir. Asıl mesele, işçilerin yıllar içinde oluşturdukları örgütlülüğün, sendikal tercihlerinin ve toplu pazarlık düzeninin idari kararlarla karşı karşıya bırakıldığı belirsizliktir.

Sendika seçme özgürlüğü, sendikal hak ve özgürlüklerin temelidir. İşçilerin kendi iradeleriyle örgütlenmeleri, sendikalarını özgürce seçmeleri, toplu pazarlık ve grev haklarını kullanabilmeleri anayasal ve uluslararası güvencelere dayanır ve hiçbir baskıya maruz kalmadan kullanılabilmesi gerekir.

İşkolu düzenlemelerinin, işçilerin örgütlü oldukları sendikalarla bağlarını zayıflatacak, toplu sözleşme süreçlerini belirsizleştirecek veya sendikal tercihlerini etkisizleştirecek sonuçlar doğurmaması gerekir. Devletin görevi sendikal örgütlenmenin önüne yeni engeller çıkarmak değil, işçilerin örgütlenme özgürlüğünü güvence altına almaktır.

Belediye işçilerinin haklarını korumak, aynı zamanda kamusal hizmetlerin niteliğini ve sürekliliğini korumaktır.

Gelirde ve vergide adalet, toplumsal adaletin temelidir

Türkiye’de gelirin bölüşümünden vergi politikalarına, ücretlerin belirlenmesinden sosyal harcamalara kadar uzanan ekonomik tercihlerin sonuçlarıyla karşı karşıyayız.

Ücretler enflasyon karşısında erirken işçiler artan vergi yükü nedeniyle gelirlerinin giderek daha büyük bir bölümünü kaybediyor. Özellikle gelir vergisi dilimlerinin ücret artışları karşısında yetersiz kalması, işçilerin yıl içerisinde daha erken üst vergi dilimlerine girmesine neden oluyor. Bunun sonucunda işçiler, nominal ücretleri artsa bile yılın ilerleyen aylarında daha yüksek oranlarda gelir vergisi ödemek zorunda kalabiliyor.

Vergi sistemindeki bir diğer temel sorun ise dolaylı vergilerin ağırlığıdır. Gelir düzeyi ne olursa olsun tüketim üzerinden alınan vergiler, düşük gelirli yurttaşların bütçelerinde çok daha büyük bir yük oluşturmaktadır.

Konfederasyonumuz DİSK, uzun süredir gelir dağılımındaki eşitsizliklere ve adaletsiz vergi sistemine karşı kapsamlı bir mücadele yürütmektedir. DİSK’in 2026 yılında kamuoyuyla paylaştığı verilere göre, vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 64’ü dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Aynı açıklamada, işçilerin 2026 yılının ilk altı ayında enflasyon ile gelir ve damga vergileri nedeniyle yaşadığı toplam kaybın 1 trilyon 167 milyar liraya ulaştığı belirtilmiştir. Bu veriler, ücretlerin alım gücünü korumanın ve vergi adaletini sağlamanın neden birlikte ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik, toplumsal yaşamın bütün alanlarını etkiliyor. Bu durum yalnızca ekonomik bir yoksullaşma yaratmıyor. Aynı zamanda insanların sosyal ve kültürel yaşama katılımını sınırlandırıyor, gençlerin gelecek kurma olanaklarını daraltıyor, kadınların ekonomik bağımsızlığını zorlaştırıyor ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştiriyor.

Bu nedenle gelirde adalet talebi, yalnızca ücret artışı talebi olarak değerlendirilemez. Üretilen toplumsal zenginliğin nasıl bölüşüleceği, kamu kaynaklarının kimler için kullanılacağı ve ekonomik politikaların hangi toplumsal kesimlerin ihtiyaçlarını önceleyeceği sorularını da içerir.

Bizler, çalışanların yoksullaştığı, emeklilerin geçinemediği, gençlerin gelecek kaygısıyla yaşadığı bir ekonomik düzenin değişmesi gerektiğini savunuyoruz.

Ücretlerin enflasyon karşısında korunmasını, çalışanların ekonomik büyümeden hak ettikleri payı almasını ve herkesin insanca yaşayabileceği bir gelire sahip olmasını istiyoruz.

DİSK’in Talepleri Açıktır:

Gelir vergisinin ilk dilim oranı ücretliler için yüzde 10’a düşürülmeli, vergi dilimleri yeniden değerleme oranının ve asgari ücret artış oranının altında kalmayacak şekilde güncellenmelidir. Vergi sistemi, düşük gelirli kesimler üzerinde ağır yük oluşturan dolaylı vergiler yerine, gelir ve servet üzerinden alınan doğrudan vergilere ağırlık verecek biçimde yeniden düzenlenmelidir. Büyük servetlerden artan oranlı ve kalıcı bir servet vergisi alınmalı, ücretliler üzerindeki vergi yükü azaltılmalı ve damga vergisi kaldırılmalıdır.

Bunun yanında asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerde enflasyon nedeniyle oluşan kayıplar giderilmeli, emekçilerin ekonomik büyümeden pay alması sağlanmalı ve emeklilerin insanca yaşayabileceği bir gelir güvencesi oluşturulmalıdır.

Adil bir vergi sistemi, kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi, sosyal hakların geliştirilmesi ve toplumsal refahın daha dengeli paylaşılması açısından son derece önemlidir.

Sendika olarak biz de bu taleplerimizi işyerlerinde, meydanlarda ve ülkenin dört bir yanında dile getirmeye devam ediyoruz.

Konfederasyonumuzun aldığı karar doğrultusunda, “Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet” talebiyle Ekim ayında Türkiye’nin çeşitli kentlerinde “Emekçi Buluşmaları” düzenlenmektedir. Bu buluşmalarla işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların ve gençlerin ortak sorunlarının görünür kılınması, adalet taleplerinin örgütlü bir mücadeleyle güçlendirilmesi hedeflenmektedir.

Bizler de DİSK/Genel-İş olarak bu mücadelenin aktif bir parçasıyız.

Demokrasi ve hukuk olmadan emeğin hakları güvence altında olamaz!

Türkiye’nin mevcut sorunları, hukuk devleti ilkesinin, demokratik değerlerin ve temel hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir tabloyla daha da derinleşmektedir.

Siyasal süreçlerin yargı kararlarıyla ilişkisi, seçilmiş yerel yöneticilere yönelik uygulamalar ve demokratik hakların kullanımındaki sınırlamalar, toplumun geniş kesimlerinde hukuki güvence ve adalet konusundaki kaygıları artırmaktadır.

Demokratik hukuk devletinde hiç kimse hukukun üzerinde değildir. Kamu kaynaklarının kullanımı denetlenmeli, suç iddiaları bağımsız ve tarafsız yargı organlarınca soruşturulmalıdır. Ancak bütün bu süreçlerde masumiyet karinesine, adil yargılanma hakkına, hukuki güvenlik ilkesine ve demokratik meşruiyete eksiksiz biçimde saygı gösterilmelidir.

Hukukun üstünlüğü, yalnızca belirli kişilerin veya kurumların değil, bütün toplumun güvencesidir.

Yerel yönetimler, halkın seçme ve seçilme hakkının doğrudan hayata geçtiği demokratik kurumlardır. Aynı zamanda yüz binlerce emekçinin çalıştığı, milyonlarca yurttaşa kamusal hizmet sunan yapılardır.

Yerel yönetimlerin işleyişinde ortaya çıkan hukuki ve idari belirsizlikler, yalnızca seçilmiş yöneticileri değil, belediye çalışanlarının çalışma yaşamını, toplu sözleşme süreçlerini ve kamu hizmetlerinin sürekliliğini de etkiler. Bu nedenle bizler halkın iradesine saygı gösterilmesini, yerel yönetimlerin demokratik işleyişinin korunmasını ve belediye çalışanlarının haklarının siyasal gelişmelerden bağımsız olarak güvence altında tutulmasını savunuyoruz.

Demokrasi işçinin ekmeğidir

DİSK’in kuruluşundan bu yana savunduğu temel anlayışlardan biri, emek mücadelesi ile demokrasi mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağıdır.

“Demokrasi işçinin ekmeğidir” sözü, bu anlayışın en özlü ifadesidir.

İşçiler açısından demokrasi, sendikal örgütlenme özgürlüğüdür. Toplu pazarlık ve grev hakkıdır. İşyerlerinde söz ve karar sahibi olabilmektir. Haksızlıklara karşı sesini yükseltebilmek ve haklarını güvence altında hissedebilmektir.

Bizim mücadelemiz, işçilerin insanca yaşayabileceği ücretler ve güvenceli çalışma koşulları kadar; eşitlik, özgürlük, hukuk, adalet ve barış mücadelesidir.

İşçi sınıfının tarihi de bize bu gerçeği göstermektedir. Bugün sahip olduğumuz hakların hiçbiri kendiliğinden kazanılmamıştır. Her kazanımın arkasında örgütlenme, dayanışma ve ortak mücadele bulunmaktadır.

DİSK/Genel-İş olarak dün olduğu gibi bugün de işçilerin örgütlü gücüne, dayanışmasına ve ortak mücadelesine güveniyoruz.

Sendikal haklarımızı korumak, kazanımlarımızı geliştirmek, gelirde ve vergide adaleti sağlamak, demokratik hak ve özgürlükleri güçlendirmek için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Çünkü emeğin hakkını savunmak, aynı zamanda demokrasiyi savunmaktır. Demokrasiye sahip çıkmak ise işçinin ekmeğine, geleceğine ve özgürlüğüne sahip çıkmaktır.

Bu Kategoride