
15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en görkemli, en kitlesel ve en sarsıcı mücadelelerinden biridir. Aradan yarım asrı aşkın bir zaman geçmiş olmasına rağmen işçi sınıfının örgütlenme hakkına, sendikal özgürlüklere ve demokrasi mücadelesine ilişkin taşıdığı dersler bugün de güncelliğini korumaktadır.
Ne Olmuştu?
1970 yılında dönemin hükümeti, sermayenin talepleri doğrultusunda, çalışma yaşamını düzenleyen temel yasalarda değişiklik yaparak DİSK’i fiilen etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir girişimde bulunmuş Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin desteğiyle hazırlanan yasa değişikliği, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlıyor, sendika değiştirmeyi zorlaştırıyor ve özellikle Türk-İş’ten DİSK’e yönelen işçi geçişlerini engellemeyi hedefliyordu.
Tasarı 11 Haziran 1970’te Meclis’te görüşülmeye başlandı ve yoğun tartışmaların ardından kabul edildi. DİSK ve bağlı sendikalar, söz konusu düzenlemenin sendikal hak ve özgürlüklere açık bir müdahale olduğunu belirterek tüm demokratik yolları kullandı; görüşmeler yaptı, itirazlarını dile getirdi ve tasarının geri çekilmesi için mücadele etti. Türkiye İşçi Partisi de yasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağını açıklayarak iptal davası açtı. Ancak tüm girişimlere rağmen sonuç alınamayınca yaklaşık 150 bin işçi haklarına sahip çıkmak için 15-16 Haziran 1970’te yalnızca ücret veya ekonomik talepleri için değil, sendikal özgürlüklerini ve örgütlenme haklarını savunmak için de fabrikalardan çıkarak yürüyüşe geçti. Bu yönüyle 15-16 Haziran, işçi sınıfının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve demokratik haklarına sahip çıktığı tarihsel bir dönüm noktası oldu.
İstanbul ve Kocaeli başta olmak üzere birçok kentte gerçekleşen eylemler sırasında işçiler, üretimden gelen güçlerini kullanarak örgütlü iradelerini ortaya koydu. Tarihe geçen bu büyük direniş sırasında Mutlu Akü işçisi Yaşar Yıldırım, Vinleks işçisi Mustafa Bayram ve Cevizli Tekel işçisi Mehmet Gıdak kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Öte yandan yaşanan arbedede bir polis memuru ve bir esnaf hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı ve çok sayıda işçi gözaltına alındı. 16 Haziran akşamı sıkıyönetim ilan edildi. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve DİSK yöneticileri, sendika temsilcileri ve öncü işçiler tutuklandı. Haklarında çeşitli suçlamalarla davalar açıldı; toplam 260 kişi hakkında 69 ayrı dava yürütüldü.
Ancak baskılar işçi sınıfının kararlılığını kıramadı. 17 Haziran’da da birçok işyerinde üretimi durdurma, yavaşlatma ve iş başında direniş eylemleri devam etti.
15-16 Haziran yalnızca kitlesel bir tepki değil, aynı zamanda önemli bir hukuki kazanımın da önünü açtı. Anayasa Mahkemesi, sendikaların kuruluşunu ve büyümesini zorlaştıran, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü sınırlayan düzenlemeleri Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Böylece işçi sınıfının örgütlenme hakkını hedef alan girişim boşa çıkarılmış oldu.
15-16 Haziran, bir kez daha gösterdi ki hak verilmez; örgütlü mücadeleyle kazanılır ve korunur.
Bugünün sosyo-ekonomik koşullarında 15-16 Haziran’a dönüp bakmak, geçmişe duyulan bir özlemi değil, bugünün mücadelesine ışık tutan tarihsel bir deneyimi anlamayı ifade eder.
Direnişin en önemli derslerinden biri, işçi sınıfının sendikal haklarına ve örgütlenme özgürlüğüne sahip çıkma kararlılığıdır. Bugün de sendikal örgütlenmenin önüne çeşitli engeller çıkarılmakta; yetki süreçleri uzatılmakta, sendikal baskılar sürmekte ve grevler çeşitli gerekçelerle yasaklanabilmektedir. İşsizlik, yoksulluk ve güvencesizlik derinleşirken insan onuruna yaraşır çalışma ve yaşam koşulları için mücadele her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.
15-16 Haziran’da işçiler kendi geleceklerine sahip çıkmış, sendikal haklarının gasp edilmesine izin vermemiştir. 15-16 Haziran, işçi sınıfının yalnızca üretimin değil, toplumsal yaşamın da kurucu gücü olduğunu göstermiştir. O büyük direniş, işçi sınıfının bir nesne değil, toplumsal dönüşümün öznesi olduğunun altını çizmiştir.
Bugün belediye şirket işçilerinin kadro ve ilave tediye taleplerinden sendikal örgütlenme mücadelelerine, güvenceli çalışma hakkından insanca yaşayacak ücret talebine kadar yürütülen her mücadelede 15-16 Haziran’ın izleri bulunmaktadır.
Aradan geçen on yıllara rağmen o büyük direnişin bıraktığı en temel ders değişmemiştir: İşçi sınıfının haklarının güvencesi örgütlü mücadeledir. Demokrasi, eşitlik, özgürlük ve sosyal adalet mücadelesi; işçilerin birliği, dayanışması ve kararlılığıyla büyüyecektir.
15-16 Haziran; DİSK’i yok etmeye çalışanların, sendikal hak ve özgürlükleri hiçe sayanların, toplu sözleşme hakkını çiğnemek isteyenlerin hevesini kursağında bırakan büyük bir direnişti. Emeğin haklarına hiçe sayan siyasi iktidar ve sermaye karşısında; umudun, dayanışmanın, işçilerin birliğinin ve işçi sınıfı bilincinin gücünü ve muazzam etkisini gösteren bir eylemlilikti.
Bugün de iktidar ve sermaye eline geçirdiği her fırsatta işçi sınıfının temel haklarına saldırmayı kendisine marifet sayıyor. İşçi sınıfını baskılamaya, sendikal hak ve özgürlükleri engellemeye, toplu sözleşme hakkını gasp etmeye, yandaş sendikaları palazlandırmaya devam ediyor. Ancak dünden bugüne ısrarlı ve kararlı bir şekilde emeğin hakları, eşitlik, adalet ve demokrasi için mücadele eden DİSK ve Sendikamız Genel-İş, işçi sınıfının birlik ve dayanışmasını büyütmeye devam edecektir.