25-26 Kasım 2016 günlerinde Ankara’da toplanan sendikamız Başkanlar Kurulu güncel sorunları görüşmüş; önümüzdeki dönem çalışmalarını planlayarak aşağıdaki görüşlerimizin üyelerimize ve kamuoyuna duyurulmasına karar vermiştir:
Ülkenin genel demokrasi sorunlarının ağırlaşarak devam ettiği bir süreçteyiz; rüzgar işçi sınıfından yana esmiyor. Aksine kiralık işçilik olarak dilimize yerleşen özel istihdam bürolarına geçici işçi çalıştırma yetkisinin verilmesiyle güvencesiz çalıştırılma yaygınlaştırılmış; emek gücü üzerindeki sömürü yoğunlaşmıştır. Güvencesiz çalıştırılmanın işçi sınıfını sendikal örgütlenmeden uzaklaştırdığı da tecrübe ile sabittir.
Kıdem tazminatı fonu kurulması ile ilgili çalışmaların sona yaklaştığı ve yeni yılın ilk aylarında gündeme getirileceği de Hükümet yetkilileri tarafından açıklanmıştır.
Taşeron işçilere kadro verilmesi mazide kalmış ve unutturulmaya çalışılan bir seçim vaadi gibidir. Bu konuda yapılacak düzenlemenin bir kadro çalışması olmayacağı bellidir. Merkezi idareye bağlı kamu kurumlarında hizmet üreten şirket işçilerinin, bir nevi sözleşmeli olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki istihdam türlerinden farklı bir biçimde istihdam edileceği ifade edilmektedir. Belediyelerdeki şirket işçileri için önce düşünülen belediye şirketlerinde istihdam iken şimdiki durumda şirket işçilerinin işçilik ve sendika haklarının ellerinden alınacağı bir formül üzerinde çalışıldığı duyulmaktadır.
Gündeme getirilenler, genel olarak işçi sınıfı ve özel olarak da işkolumuzdaki işçilerin hak ve hukuku açısından kabul edilemez.
Kıdem tazminatı fonu için önerilenler, 80 yıllık gelişmenin ürünü ve kazanımı olan kıdem tazminatı hakkının kuşa çevrilmesi anlamına gelmektedir; sonuna kadar direneceğiz.
Taşeron şirket işçilerinin sendikasızlaştırılmasına ve sendikal hakların gasp edilmesi girişimlerine sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz.
Zorunlu bireysel emeklilik sistemine karşı işçi sınıfını, sisteme dahil olmamaları için, uyarmaya devam edeceğiz; işçi sınıfı üzerinden sermayeye kaynak yaratma anlamına gelen bireysel emeklilik sistemini kamu emeklilik sistemine vurulmuş bir darbe olarak değerlendiriyoruz.
15 Temmuz: Demokrasiye Darbedir!
15 Temmuz darbe girişiminin engellenmiş olması siyasal demokrasinin ayakta kalması için önemli bir toplumsal tavır olmuş; demokrasiyi geliştirmek için büyük bir olanak yaratmıştır. Devlet’in emperyalist destekli bir cemaatçe ele geçirilmesine engel olunmuştur. Darbe girişimine karşı TBMM’deki tüm siyasi partiler karşı duruş sergilemişler ve darbeye kesin bir dille karşı çıkmışlardır. Ancak darbe girişimine karşı oluşan siyasi ve toplumsal mutabakat Hükümet’in demokrasiye darbe vuran girişimleri ile kısa sürede toplumsal güvensizliğe dönüşmüş ve dağılmıştır. 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrasında yaşananlar geçmişi 100 yılı aşan Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin ters yüz edilmesi sonucunu doğurmuştur
Bugün parlamenter demokratik sistemin etkisizleştirilmesi ve halk egemenliğinin başlıca aracı olan TBMM’nin zayıflatılması temelinde bir arayış içinde olunduğu görülmektedir.
Olağanüstü hal koşullarında siyasi iktidar bir olağanüstü hal hükümeti olarak çalışmaktadır: Cumhurbaşkanı’nın başkanlığındaki Hükümet kanun hükmünde kararnameler yoluyla TBMM yasama faaliyetini etkisizleştirmiş, yürütme erki yasama erkinin yerine geçmiş, yargı organları ise siyasi iktidarın söylemlerine göre karar verir duruma gelmiştir.
15 Temmuz sonrası ilan edilen olağanüstü hale eşlik eden kanun hükmünde kararnamelerin kanun ve hukuk dairesi içinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Basından üniversitelere; derneklerden siyasi partilere; gazetecilerden siyasetçilere ve kamu görevlilerine uzanan kapatma, gözaltı, tutuklama dalgaları; belediye yöneticilerinin görevlerinden alınarak yerlerine Hükümet temsilcilerinin atanması uygulamaları artık sıradanlaşmıştır.
Devlet içine yuvalanmış bir cemaat örgütlenmesinin Devlet içinden temizlenmesi için alınan tedbirler meşrudur ancak Devlet’in bu eylemlerinin de hukuk içinde kalması zorunludur. Sendikamızın başından beri vurguladığı gibi olağanüstü hal uygulamaları süresini aşan etkiler doğurmamalı ve hukuka uygun olmalıdır. Olağanüstü hal uygulamaları Hükümet’e keyfince davranma yetkisi vermemelidir. Hukukun vermediği yetki kullanımı demokrasinin ortadan kaldırılması anlamına gelir.
OHAL ve Sendikamız
OHAL döneminde sendikamız, bir yandan ağır demokrasi ihlallerine karşı duruş sergileyerek hukuku savunmuş diğer yandan da işçi sınıfının ve üyelerimizin bu toz duman ortamı içerisinde gözden uzaklaştırılan sorunlarına ışık tutmaya çalışmıştır.
DİSK/Genel-İş’in bu dönemdeki ilkesel tavrı ise daima OHAL’in kaldırılması yönünde olmuştur.
Bu dönemde Doğu ve Güney Doğu illerimizdeki bazı belediyelerin yöneticileri ve meclis üyeleri görevlerinden alınarak tutuklanmış ve yerlerine Hükümet temsilcileri atanmıştır.
Bu illerimizde sendikal faaliyetlerimiz, ne yazık ki, durma noktasına getirilmiş, sendikal faaliyete bir güvenlik sorunu olarak bakılmaya başlanmıştır.
Koşulları ve durumu yerinde gözlemlemek için Genel Başkan’ın başkanlığında DİSK Genel Başkanı’nın da katılımıyla bir heyet bu il ve ilçelere ziyarette bulunmuş ve gözlemlerimiz İçişleri Bakanı ziyaret edilerek hem sözlü hem yazılı olarak sunulmuştur.
Zor koşullar ve toplumsal açıdan sıkıntılı durum bu illerimizdeki sendikal çalışmalarımızı da olumsuz etkilemiş; kimi şube yöneticilerimiz ve üyelerimiz gözaltına alınmış ya da tutuklanmıştır; gerek atanmış başkan ve başkan vekilleri tarafından gerekse KHK ile üyelerimiz işten çıkarılmakta, ihraç edilmektedir. Bu adli, siyasi ve sendikal durumun yanı sıra esas olarak üyelerimizin ekonomik ve sosyal hakları ile sendikal haklarının gerilemesi söz konusudur. Bazı il ve ilçelerde konutların tahrip olması nedeniyle üyelerimizin ciddi barınma sorunları yaşadıklarını yerinde gözlemlemiş bulunuyoruz.
22 Kasım günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 677 sayılı KHK ile Hükümetçe başkan veya başkan vekili görevlendirmesi yapılan belediyeler ve bu belediyelere ait şirketlerinin ihalelerinin tek taraflı iptali söz konusudur. Sendikamız bu şirketlerde çalışan işçilerin istihdam güvencelerine dokunulmamasını talep etmektedir. Aksi durumda şirketlere yaptırım uygulanırken tek geçim kaynağı aldığı asgari düzeydeki ücret olan on binlerce işçi aileleriyle birlikte cezalandırılmış olacaktır ki, bu durumda büyük bir toplumsal huzursuzluğun ortaya çıkması da kaçınılmazdır. Gün toplumsal huzursuzluk yaratma günü değil; huzuru ve barışı inşa etme günüdür.
Dünya, Türkiye ve Biz
Bu dönemde Genel Yönetim Kurulu, sendikal örgütlülüğümüzü ve sendikamızın tüzel kişiliğini koruma kararlılığıyla hareket etmiş ancak demokrasi mücadelesinden geri durmadığı gibi demokrasi konusundaki endişe ve kaygılarını; demokrasi sorunları konusundaki görüşlerini kamuoyu, örgütümüz ve üyelerimizle paylaşmıştır.
Önümüzdeki süreç işçi sınıfı açısından zorlu olacaktır. Türkiye’de siyasi iklimi sertleştiren bir siyaseti kurumsallaştırma çalışmalarına tanıklık ediyoruz. Bu siyasi ve toplumsal koşullar içerisinde işçi sınıfının hak ve hukuk mücadelesini sürdürmek mecburiyetindeyiz.
Dünya’da da durum iç açıcı değildir. Dünya’nın giderek güvensizleştiği, iç savaşla ve emperyalist müdahale ile parçalanan ülkelerin ve dağılan devletlerin halklarının ekmek ve can güvenliği için yüzyılın en büyük göç hareketlerini yaratmaları; Dünya kapitalizminin içine düştüğü büyük buhran önümüzdeki zor yılların göstergesidir.
Dünya’nın ve Türkiye’nin bu hali içerisinde sendikal örgütlülüğü korumak, işçi sınıfına rehberlik etmek ve mücadeleyi örgütlemek; işçi sınıfının haklarını ve çıkarlarını korumak; demokrasi, sosyal hukuk devleti ve laik devleti yeniden inşa etmeyi hedefleyen bir toplumsal mücadelenin etkin bir gücü olmak bizlerin görevidir.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve toplumsal mücadele de dahil herşeyin belki de yeniden inşa edilmesi gereken yeni ve zor bir dönemin başlangıcında DİSK/Genel-İş ailesinin üzerindeki sorumluluk ve yük büyüktür. Bu sorumlulukla davranacağız.
