Sendikal Mücadelede Bir Kutup Yıldızı: Abdullah Baştürk

20/12/2017

“Tüm yaşamını insanın insanca yaşaması savaşına adayan, insanı ve insan onurunu yücelten, 12 Eylül faşizminde DİSK davasında yargılanan sevgili dostum Abdullah Baştürk” ( Halit Çelenk'in Abdullah Baştürk'e hitabı )

 Abdullah Baştürk Türkiye işçi sınıfının tarihinde ve mücadelesinde 26 yıldır böyle anıldı anılmaya devam ediyor. O işçi sınıfının mücadelesinde kalıcı izler bırakan bir işçi sınıfı önderi oldu.

 Sınıf sendikacılığında önderlik ettiği onca şey ona yetmemişti. En son tartıştığı konular arasında bir çok gelecek projesi bulunuyordu; şeffaf sendikacılık, çağdaş yardımlaşma sandıkları, araştırma enstitüleri, işçi okulları, hatta işçi üniversitesi, DİSK Vakfı, DİSK Radyosu, genç işçilerin ve özellikle emeklilerin sorunlarını aşma, yeni toplusözleşme görüşme yöntemleri geliştirme gibi konuları tartıştığı bir dönemde,  DİSK’in ikinci Genel Başkanı, Sendikamızın kurucu Genel Başkanı, Uluslararası Kamu Çalışanları Konfederasyonu (PSI) Yönetim Kurulu onur üyesi, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) Yönetim Kurulu eski üyesi, üç dönem milletvekili Abdullah Baştürk’ü 21 Aralık 1991 günü yıldızlara uğurladık.

 Abdullah Baştürk kurucusu olduğu Genel-İş’i yüzbinlerce işçiyle buluşturdu. Belediye işçilerine sendikal mücadeleyi, sendikal hakları, sendikal örgütlülüğü mücadele içinde öğretti. Belediye işçileri Abdullah Baştürk’ün önderliğinde yürütülen mücadeleyle sendikal kimlik kazandı.

 1963 yılında Bursa belediye işçileri onun önderliğinde 274 ve 275 sayılı yasaların çıkmasından sonraki ilk yasal grevi yaptılar. 1966’da Yalınayakların Yürüyüşü olarak da anılan “Çorum Belediyesi Temizlik İşçileri Yürüyüşü” ve 1967’de Manisa Belediyesi işçilerinin grevi ve “Anayasa Yürüyüşü“ne önderlik etti.

 1971 yılında Kızılcahamam’da toplanan Türk-İş Yönetim Kurulu’na Petrol-İş, Deniz Ulaş-İş, Yol-İş genel başkanları ile birlikte Dörtler Raporu’nu sundu, Türk-İş yönetimini eleştirdi. Bu rapor daha sonra yeni katılımlarla 12’ler ve 24’ler Raporu adını aldı .

 Abdullah Baştürk’ünde öncülük ettiği bu raporlar hem Türk-İş’te yükselen muhalefetin ilkelerini çizdi hem de Türkiye’deki sendikal mücadele sürecinin nasıl sürdürülmesi gerektiğine yönelik önemli noktaları ve köşe taşlarını ortaya koydu.

 3 Ağustos 1975 günü olağanüstü toplanan Genel-İş Genel Kurulu’nda Türk-İş üyeliğinden ayrılma kararına ve 5 Haziran 1976’da toplanan Olağanüstü Genel Kurul’da ise  DİSK’e katılma kararı alınmasına öncülük etti. Abdullah Baştürk Türk-İş’ te geçirdiği uzun muhalefet yıllarından sonra, mücadelesini DİSK ile bütünleştirdi. 27 Aralık 1977’de DİSK Genel Başkanlığına seçildi. Aralık 1977’de yapılan DİSK 6. Genel Kurulu’nda DİSK Genel Başkanlığı’na ve PSI yönetim kurulu üyeliğine seçildi.

 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nde yapılan faşist katliam üzerine ilk kez Türkiye’de iki saatlik bir genel grevi başlattı.

 12 Eylül darbesinin ilk hedeflerinden biri de Abdullah Baştürk oldu. Ama gözlerinde korkunun zerresini göremediler. Abdullah Baştürk 12 Eylül Askeri Mahkemelerinin karşısında inatçı, kararlı ve bilgece durdu. Geriye adım atmadı.

 Davutpaşa ve Metris cezaevlerini gördü. İşkence yaptıklarını yüzlerine haykırdı, askeri hakimi reddetti; Sultanahmet ve Metris cezaevlerinde hücreye atıldı.

 Daha darbeden bir kaç ay sonra yaptığı savunmada darbenin hukuk dışılığını tüm dünyaya ilan etti. “Zaman DİSK’i ve bizleri haklı çıkaracaktır” dedi.

 Yine dönemin DİSK davası avukatlarından Halit Çelenk şunları anlatıyordu;

 “ DİSK davasının hakimi Çetin Güvener Abdullah Baştürk’e sürekli tuzaklı sorular soruyor onu açmaza düşürmeye çalışıyordu. Hakim bir duruşmada; “ Abdullah Baştürk sanıkların tüm konuşmalarında, savunmalarında işçi sınıfı biliminden söz ediyor. İşçi sınıfı bilimi ne demektir?” diye bir soru sorar. Abdullah Baştürk soruyu “ İşçi sınıfı bilimi demek, işçi sınıfının tarih boyunca egemen sınıflara, onların baskı ve sömürüsüne karşı verdikleri mücadelede kazandıkları hak ve özgürlüklerin tümüdür” diye yanıtlar. Bu yanıt karşısında salon ayağa kalktı, alkışlarla inledi. Hakim öfkeyle Abdullah Baştürk’e “otur yerine!” dedi ama Baştürk alkışlar bitinceye dek dimdik, kaya gibi ayakta kaldı”

 Abdullah Baştürk DİSK Davası sırasındaki kararlı tavrı ile 12 Eylül faşizmine teslim olmamış, bir işçi sınıfı önderine yakışır bir şekilde DİSK’i ve tüm emekçilerin özgürlük ve demokrasi davasını savunmuştur.

 Abdullah Baştürk, uluslararası düzeyde de ağırlığı olan bir sendika lideriydi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra 4 yıllık tutukluluğun ardından cezaevinden çıktı ve DİSK’in yeniden faaliyete başlaması kampanyasını uluslararası düzeye de taşıdı. DİSK, 1985’de ETUC üyeliğine kabul edilince, ETUC Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi. Bu görevi ölünceye kadar sürdü. 1987 yılı sonunda, daha önce bir kez Nelson Mandela’ya verilen İsveç Sendikal Hareketi Özgürlük Ödülü’nü aldı.

Abdullah Baştürk Türkiye sendika hareketinde ve DİSK tarihinde bir kutup yıldızıdır. O’nun mücadelesi bize halen yol göstermeye devam ediyor.