16 Kasım Sendikal Baskılara Karşı Küresel Eylem Günü: Hakkımız Olanı Alacağız!

Dünyanın her yerinde işçilerin, emekçilerin, verili olanla yetinmeyip insanca yaşamak için hak talebinde bulunanların mücadelesi tarih boyunca maalesef iktidarların orantısız şiddetiyle engellenmeye çalışılmıştır. 16 Kasım 2004'te, Filipinler’de işçilerin talepleri için sokağa çıkan sendikacılara yönelik gerçekleştirilen saldırı ve şiddetinin ardından 16 Kasım, sendikacılar ve işçi hakları savunucuları üzerindeki baskılara son verilmesi amacıyla Küresel Eylem Günü ilan edilmiştir. Dünyada çok fazla yaygınlaşmamış olan bu günün bizim için güncel ve yakıcı bir sorun olan sendikal haklara yönelik müdahaleleri tekrar tekrar dile getirmek için bir vesile olduğu açıktır.

Ne Olmuştu?

6 Kasım 2004'te Filipinler’deki Birleşik Luisita İşçileri Sendikası (ULWU) ve Tarlac İşçi Sendikası (CATLU) ücret artışı ve sosyal yardımlar için bir grev başlatmış ve grevin 11. gününde kanlı bir şekilde dağıtılmışlardı. Çeşitli kaynaklarda farklı sayılar söz konusu olsa da Hacienda Luisita katliamında ikisi 2 ve 5 yaşlarında olmak üzere yaklaşık 14 kişi yaşamını yitirmiş, 33 kişi kurşunla yaralanmış, 133'ü tutuklanmış ve 100 kişinin ise hala kayıp olduğu belirtilmektedir.

2022’de Ne Oluyor?

Bütün dünyada kapitalistler ve iktidarlar için en önemli amaç, işçileri örgütsüz hale getirmektir. Böylelikle, daha çok çalışan daha az talep eden ve daha çok kâr sağlayan bir sömürü düzeni kurabilir, işçileri kendi amaçlarının araçları haline getirebilirler. İster Filipinler olsun, ister Kolombiya, Mısır ya da Türkiye; emek ve emekçiye yaklaşımın benzerlikleri sonuçları da benzeştirmektedir. Ülkemizde yaşanan ekonomik kriz ortamında ise artan sömürü oranına bağlı olarak  sendikal hak ve özgürlükler başta olmak üzere işçiler üzerindeki baskı, zor, kötü çalışma koşulları ve şiddet  sistematik bir şekilde çoğalmakta ve  işçilerin hak arama eylemlerine engeller getirilmektedir. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2022 yılı Küresel Haklar Endeksine göre, Türkiye geçen yıllardaki gibi işçiler için en kötü 10 ülkeden biri olmayı sürdürüyor. 148 ülkeyi kapsayan endekste Türkiye; Belarus, Brezilya, Kolombiya, Mısır, Myanmar, Filipinler, Eswatini ve Guatemala’yla birlikte sendikacılara ve işçilere yönelik kötü muamele, sendikaya üye olma hakkı, grev hakkı ihlali, toplu pazarlık hakkının engellenmesi gibi konularda kötü karneye sahip ilk 10 ülke arasında yer alıyor. ÇSGB’nin 2022 Yılı Temmuz dönemi istatistiklerine göre, toplam işçi sayısının 15 milyon 987 bin 428 olduğu Türkiye’de sendikaya üye işçi sayısının 2 milyon 280 bin 285 olması (sendikalaşma oranı 14,26) bile Türkiye’nin sendikalar ve sendikalaşma konusundaki tutumunu ortaya koyuyor.

Örgütlenme Özgürlüğü İhlal Ediliyor

Sendikal haklar, başta Anayasa olmak üzere, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 87 No.lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi’yle güvence altına alınmıştır. Ancak, ILO işçilerin sendika üyeliği veya sendika faaliyetleri nedeniyle işten atılmasını örgütlenme özgürlüğünün ihlali olarak tanımlamış olsa da; Türkiye bu sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen hak ihlalleri ve baskılar sürüyor. Ücretler, haklar, sosyal koruma, işçi güvenliği, toplu sözleşme ve pazarlık, sendika seçme özgürlüğü gibi konularda sorunlar gittikçe artarken işverenler sistematik bir şekilde sendika düşmanı uygulamalara devam ediyor ve örgütlenmeye çalışan işçileri işten çıkarıyor, grev hakkı engelleniyor.

Birlik Dayanışma ve Mücadele İle Kazanacağız

Her gün işçilerin can verdiği Türkiye’de, sadece 2022 yılının ilk 8 ayında 1359 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmişken sendikalar olmadan işçi haklarının korunması, güvenli iş ortamlarının yaratılması, demokrasi taleplerinin karşılanması ve adil bir toplum inşası mümkün değildir. Bu ortam ve koşullarda sistematik sendika düşmanlığının sebebi kapitalist sömürü düzeninin devamlılığını sağlamaktır. Sorumluluktan kaçan iktidar sahiplerinin işçi ölümlerini önlemek için bir çabasının olmaması, “kader/fıtrat” diyerek bu ölümleri olağanlaştırma çabası, sömürü düzenini sağlamlaştırmak ve işçinin haklarını savunmasını engelleyip verili olana razı gelmesini sağlama çabasından başka bir şey değildir. İşte bu nedenlerle, işçilerin örgütlenmesi, sendikalaşma oranının artması ve sendikal baskılara karşı güçlü bir mücadele hattının yaratılması hakkımız olanı almanın yegâne yoludur.