Sendikamızın Olağanüstü Genel Kurulu Yapıldı

04/10/2022

Sendikamızın tüzük değişiklikleri gündemli Olağanüstü Genel Kurulu Cumartesi günü (1 Ekim 2022) Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

Olağanüstü Genel Kurul, delege ve üyelerimizin slogan ve alkışlarıyla başladı. Genel Sekreterimiz Şükret Sevgener’in açış konuşmasıyla başlayan Genel Kurulda Sevgener; Divan Kurulu için önerileri sundu, oylama yapıldı ve öneriler oybirliği ile kabul edildi. Divan kurulunun yerini almasının ardından Genel Başkanımız Remzi Çalışkan üye ve delegelerimize güncel sorunlarımız, ülke ve dünya gündemi ile Sendikamızın gelecek dönem için perspektifine dair değerlendirmelerini içeren bir konuşma gerçekleştirdi.

Çalışkan’ın konuşması özetle şöyleydi:

Ekonomik, siyasi ve toplumsal boyutları her geçen gün büyüyen küresel bir kriz yaşıyoruz. Bugün pandemiyle birlikte daha da belirginleşen otoriter, baskıcı ve toplumsal kutuplaşmaya dayalı kapitalist girdapta, sermaye sınıfı büyümeye işçi sınıfı küçülmeye, yoksullaşmaya devam ediyor. Dünya neoliberal politikaların sonuçlarını ağır bir biçimde yaşıyor.

Bugün dünya kapitalist sisteminde G8 ülkeleri dünya finansının neredeyse tamamını kontrol ediyor. Öyle ki dünyanın en zengin bir avuç sermaye sahibinin toplam serveti dünya nüfusunun yarısının servetinin toplamına eşit hale geldi. Rejimlerin küresel sisteme dair ortaklaştıkları ve sistemin çıkış yolu olarak gördükleri strateji; yoksulluğun baskıcı yöntemlerle yönetilmesi, emeğin köleleştirilmesi, doğanın talan edilmesidir. Bu rejimlerde her şey ve herkes aynı zamanda hem güvenlik tehdidi hem de kâr aracı olarak görülmektedir. Emperyalist ülkeler yaşanan krizi yeniden savaş tamtamları çalarak ve bölgesel savaşlara hız vererek örtmeye çalışıyor.

Bu küresel krizden en fazla etkilenenler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler oldu.  Borç batağında olan ve üretim kapasiteleri dar olan bu ülkeler daha derin, çoklu bir kriz içine girdi. Sağlığa, gıdaya ve eğitime erişim pandemiyle birlikte iyice ulaşılmaz hale geldi, işçi sınıfı daha da yoksullaştı. Emek-sermaye çelişkisi daha da derinleşirken, diğer yandan dünyanın her yerine yayılan çatışmalar, yaşam alanlarının kâr hırsı yüzünden talan edilmesi, işçi sınıfının ve yoksul halkların bugününü ve geleceğini her zamankinden çok daha fazla tehdit ediyor.

Ülkemizde ise dünya genelindeki krizin çok ötesinde farklı boyutlarıyla bir ekonomik kriz yaşanıyor. Sömürü, yoksulluk, yağma, talan, kamu kaynaklarının yok edilmesi artıyor. İktidar enflasyon ve kur politikaları üzerindeki kontrolünü tamamen kaybetmiş bir şekilde savrulup duruyor.

Yüksek enflasyon altında emeğiyle geçinmeye çalışanlar ucuz, kalitesiz ve sağlıksız gıdayla bile geçinemezken, işçilerin hayat standardı günden güne düşüyor, istihdam daralıyor, işsizlik görmezden geliniyor,  işçiler çocuklarına kırtasiye malzemeleri dahi alamazken büyümeden bahsedenlerin yüzü kızarmıyor.

Türkiye ekonomisi, neo-liberal politikalara sıkı sıkıya bağlı iktidarın savaş, şiddet, kutuplaştırma ve emeği köleleştiren uygulamalarıyla sadece kendi bekası için her yolu denediği koşullar işçi sınıfı üzerinde yıkım etkisi yarattı.

İşçi sınıfı açısından örgütlü emeğin, sendikaların ve iş kanununun ortadan kaldırılmasını ifade eden neoliberal ekonomi politikalar aynı zamanda güvencesiz ve esnek çalışmanın da kural haline gelmesinin önünü açtı. Önemli bir özelliği, güvencesiz emeğin giderek yayılması olan neoliberal kapitalist sistem ile esas olarak hizmet sektöründeki genç, kadın ve göçmen işçiler hedef grup haline getirilmekte ve hâlihazırda istihdam edilmiş işçilerin olduğu daha geniş sektörlere yayılan yeni güvencesiz çalışma biçimleri geliştirilmektedir. İşçi sınıfı bütünüyle kuşatma altında olduğu zamanları yaşamaktadır. Bir yandan güçlü bir sermaye kuşatması altında olan işçi sınıfı güvencesiz ve esnek çalışmayla, yoksullaştırma, mülksüzleştirme ve borçlandırma politikalarıyla en ağır şekilde çalışmakta, iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirmekte ve emekçilerin sadece bugününe değil, yarınına da el konulmaktadır. Sendikasızlaştırma ve sendikal hakları kullanmanın önüne çekilen setler de bu kuşatmanın en önemli parçalarından biridir. İşçilerin bugün gelinen noktada bu kuşatmayı yarmak için gösterdikleri direnişi buradan okumak gerekiyor. İşçiler; yaşadıkları maddi koşullardan, hayat pahalılığından, zamlardan, emeklerinin, varlıklarının, haysiyet ve kimliklerinin yok sayılmasına artık dur demek istiyor. Bu yeni koşullarda, işçilerin sesini yaşadıkları gerçeklik ve deneyimler üzerinden yükseltebileceğimiz bir dayanışma ve öncülük üstlenmek bizim görevimizdir.

Yaşanan ekonomik kriz, işçi sınıfının hak taleplerini daha yüksek sesle ifade edebilecekleri ve ortak bir dil ve eylemlilikle birleşerek büyütebilecekleri bir mücadele zemini yaratmıştır. Bu yeni koşullar yarattığı zorluklarla birlikte işçilerin dayanışma ve mücadelesi için ortaya koyduğu olanaklar bakımından da büyük anlam taşıyor. Kapitalizme karşı işçiler, emekçiler, kadınlar, yoksullar başka bir dünya istiyor. Eşit, adil, demokratik ve özgür yaşam özlemi güçleniyor.

Genel Başkanımız Çalışkan, ülke ve dünya gündemine dair yapmış olduğu konuşmasında İran’da katledilen Mahsa Amini’yi de andı: İran’da sadece saçı göründüğü için sözde ahlak polisleri tarafından katledilen Mahsa Amini’yi saygıyla anıyor; Amini için başlayan ve bir özgürlük çığlığına dönüşen direnişi selamlıyorum” dedi.

Belediye Şirket İşçilerine Kadro Talebi Her Zaman Gündemimiz!

Genel-İş’in yapmış olduğu eylem etkinlik ve mücadele pratiğine de değinen Çalışkan; “Yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal kriz karşısında biz de iş yerlerinden meydanlardan seslenerek “emeğimizi, haklarımızı, geleceğimizi ezdirmeyeceğiz” dedik. İzmir’de büyük bir miting gerçekleştirdik. 1 Mayıs’ta bu talepleri hep birlikte meydanlara taşıdık. “Asgari ücret sefalet ücreti olmasın” dedik. Tüm işçiler için insanca yaşanacak bir ücret talep ettik. Ek zam ve ücretlerde iyileştirme taleplerimizi örgütledik ve birçok iş yerinden bu taleplerimizi basın açıklamalarıyla duyurduk. Her eylemimizde, her açıklamamızda kadro talebimizi dile getirdik. Taşerondan belediye şirketlerine geçiş sürecinin başından bugüne kadar kadro talebinin mücadelesini veren bir örgüt olduk. Bu konudaki ısrarımız, kararlılığımız ve mücadelemiz devam ediyor. İş yerlerinden doğru başlattığımız eylemlilik sürecini Meclis’e, ilgili kurumlara ve meydanlara taşımaya devam edeceğiz” dedi.

Olağanüstü Genel Kurulumuz, yapılan tüzük değişikliklerinin ardından birlik, beraberlik ve mücadele kararlılığının tekrar ifade edilmesiyle son buldu.