Su Doğal Varlıktır; Kimsenin Değildir, Piyasa Malı Hiç Değildir

22/03/2019

Su, tüm canlı ve insan yaşamının kaynağıdır. Bütün bir yaşamın kaynağı olması dolayısıyla ekolojik sistemin en temel maddesidir. Tüm bunlara karşın Dünya’da erişilebilir tatlı su miktarı, dünyanın toplam su varlığının %1’inden bile azdır. Hâlen dünyada 2,7 milyar insan, yılda en az bir ay su sıkıntısı çeken havzalarda yaşıyor. 2050 yılında, dünya nüfusunun %40’ından fazlasının su stresi çeken havzalarda yaşaması bekleniyor.

Su varlıklarının kirlendiği ve tükendiği konusunda neredeyse her gün yeni bir veriyle karşılaşıyoruz. Türkiye’de son 50 yılda Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alan yok edildi.

Kısıtlı olan tatlı su kaynaklarının endüstriyel, evsel ve tarımsal atıklarla kirletilmesi tatlı su kaynakları üzerindeki baskının daha da artmasına neden olmaktadır. Öyle ki bir litre atık suyun temizlenebilmesi için sekiz litre.temiz suyun kullanılması gerekmektedir.1

Temiz ve İçilebilir Suya Erişim İçin Belediyeler Göreve !

Türkiye, sanılanın tersine, su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen su miktarı ile “su sıkıntısı çeken” bir ülke kabul edilmektedir. Türkiye, “su fakiri” olma yolunda ilerlemektedir.

Temiz ve içilebilir suya erişimin sağlanması ve su varlıklarımızın korunması konusunda belediyelerin önemli sorumlulukları vardır. Ancak, belediyelerin bu görevlerini layıkıyla yerine getirdiği söylenemez. Gerekli önlemlerin zamanında alınmaması nedeniyle yaşanan sorunlar artmaktadır.

Türkiye nüfusunun %9o’dan fazlası belediye sınırları içerisinde yaşamaktadır.  Artan kentsel nüfusla birlikte, içme suyu büyük bir sorun haline gelmektedir. Örneğin, İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde ortaya çıkan su yetersizliği, havzalar arası su transferi ile kapatılmaya çalışılmakta ve bu yöntem, su arzı güvenliğinin sağlanması için sihirli bir çözüm olarak kabul edilmektedir. Ancak, bu tür müdahaleler çok önemli ekonomik, ekolojik ve sosyal sorunlara yol açmaktadır, uzun vadeli olası sonuçları dikkate alınmadan ve havza ölçeğinde değerlendirme yapılmadan hayata geçirilmektedir.

Su kaynakları, evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklarla her geçen gün daha da kirlenmektedir. TÜİK’in 2016 belediye su istatistikleri raporuna göre Türkiye’deki 1397 belediyeden sadece 436 ’sının atık su arıtma tesisi bulunmaktadır.2

Ülkemizde su meselesine karşı  piyasacı bir yaklaşım yürütülmektedir. 

Türkiye’de su fiyatları, fiyatların oluşumundaki kıstaslar belediye meclislerinin aldığı keyfi kararlar ile belirlenmektedir.

Temel bir hak olarak su hakkını ele aldığımızda; hiç kimsenin fiziki, ekonomik ya da başka nedenlerden dolayı suya erişimi engellenemez, su hakkı hiçbir şekilde gasp edilemez.

Su yönetiminde yapılan yanlışlar sonucunda sürekli artan faturalarla karşılaşıyoruz. Ama artan su faturalarına rağmen musluklardan su içemiyoruz.. “Suyun fiyatı arttıkça  tasarrufu sağlanacak” diyorlar ama bu önerme tasarruf sağlamaktan çok suyu finansman ve kar aracı olarak gören bir politikanın sonucudur.

Su Hizmeti Belediyelerin Kar aracına Nasıl Dönüştü?

1981 tarihli 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile su hizmetleri belediye bütçesinden koparılarak ayrı bir idare eliyle yürütülmeye başlanmıştır. Büyükşehir belediyelerine özgü olan bu yapı bugün büyükşehirlerin sayısı ve kapsadığı nüfus itibariyle egemen su yönetimi modeline dönüşmüştür. Bu tarihten itibaren su belediyelerde herhangi bir ticari meta gibi görülerek kamu yararına aykırı bir fiyatlandırma politikasına konu edilmiştir.

Belediye su hizmetleri belediyelerin imtiyazında olan hizmetlerdendir. Belediyeler, kanunun verdiği yetki ve imtiyaza dayanarak su tarifelerini belirlerler.

2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 23.maddesine göre, “su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılır. Bu tarifelerin tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafla ve (…)  bir kar oranı esas alınır.”

Bu fıkrada (…) olarak belirtilen yerde daha önce yer alan “…%10’dan aşağı olmayacak nispetinde…” ibaresi, Anayasa Mahkemesi’nin 26/1/2012 tarihli ve E.: 2011/6, K.: 2012/16 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir. Buna göre belediyeler daha önce en az yüzde 10 olacak şekilde kar oranı belirleme yetkisine sahipken AYM’nin bu kararından sonra su tarifesini belirleme yetkisi büyükşehirlerde su ve kanalizasyon idaresi genel kurulu olarak görev yapan büyükşehir belediye meclisine bırakılmıştır.

Suyun yaşamsal gereksinim olması nedeniyle öyle anlaşılıyor ki belediyeler, suyu başlıca gelir kalemi görmeye başlamışlardır; sudan elde ettikleri karı giderek artırmaktadırlar. Hatta bazı belediyelerin su karları ile başka hizmetleri karşıladıkları bilinen bir gerçektir. Bu kabul edilemez, su kar edilecek bir doğal varlık değildir. Kar varsa doğanın sömürüsü söz konusudur.

Su varlıklarının ticarileştirilmesi, metalaştırılması ve belediyeler tarafından üzerine kâr konularak satılması engellenmelidir.  Su hakkı bu anayasal güvence altına alınmalıdır

Su havzaları korunmalı, Hidroelektrik Santral (HES) lisansları/ su kullanım hakkı anlaşmaları, maden arama izinleri vb iptal edilmeli, “yaşamın sürdürülebilirliği”ne göre koruma politikaları geliştirilmelidir.

 

http://awsassets.wwftr.panda.org/downloads/turkiyenin_su_riskleri__raporu_web.pdf

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24874

Su Doğal Varlıktır; Kimsenin Değildir, Piyasa Malı Hiç Değildir